23 Mayıs 2016 Pazartesi

SUÇLU KÖTÜ HAVA
Bugünlerde havanın nesi var. Tam ilkbahar geldi havalarda güzel gidiyor  derken bir anda kış geri geldi. Dışarı bile çıkamıyoruz bir de üstüne hasta oldum. Geçmek bilmeyen bir grip, teslim edilmesi gereken final ödevleri, okunması gereken bir kitap, çalışılması gereken sınavlar, öğrenilmesi gereken bir dil ve bunları yapması gereken ben. Bu yüzden tüm bunların  suçunu havanın kötü olmasına atıyorum. Bu hafta bütün ödevler, sınavlar bitecek yani bu kadar şeyi bir hafta da yapmış olacağım. Eğer bütünlemelere kalırsam 1 ay daha buradayım. İşin aslı bir ay daha burada  kalmak istiyorum ama sınavlardan kalmak istemiyorum. Yani çok büyük bir çelişki içerisindeyim. Birinci sınıf gerçekten de çok çabuk geçti tam buraya alıştım bu sefer de okul bitti. Ne büyük talihsizlik. Sanırım önümüzdeki 3 yıl çok daha çabuk geçecek ne kadar istemesem de. Daha birinci sınıfta olmama rağmen keşke hep üniversite öğrencisi olarak kalsam diyorum. Hayatımın en iyi bir yılı geçti bile. Neyse arık ödev yapmam lazım. İşte bugünde böyle düşündüğüm bir gündü.

17 Mayıs 2016 Salı

ASLA PES ETMEYECEĞİM
Bugünler de gerçekleştirmek istediğim bir çok planım var. Ama sanırım şuan en önemlisi yurt dışında eğitim almak. Ben Erasmus'a başvurup Avrupa ülkelerine gitmek istemiyorum açıkçası. Ben hayallerimin şehri Kore'ye gitmek istiyorum. Peki nereden geliyor bu Kore merakı? Sanırım benimki de bir çok Kore hayranı gibi dizileriyle başladı. Ama öyle iki üç dizi izleyip de ben Kore'ye gidiyorum denir mi? Diyeni vardır elbette ama benimki biraz farklı. Küçüklüğümden beri sinemaya ayrı bir merakım vardır benim. Uşak'a geldiğimde de boş vakit buldukça film izliyordum. Ama bir süre sonra izlenmesi gereken tüm filmleri izlediğim için artık izlemeye değer bir şey göremiyordum. Oda arkadaşımın yoğun ısrarı üzerine bir Kore dizisine başladım. Gerçekten de hoşuma gitti. Sonrasında ikinci üçüncü dizi mi falanda bitirdim. Bir süre sonra fark ettim ki ben bu toplumu merak ediyorum. Oturup araştırmaya karar verdim. Toplum yapıları, kültür yapıları, gelenek görenekleri, dilleri, yaşayış biçimleri ve gelişmişlik düzeyleri gerçekten beni hayran bıraktı.Teknolojide zirvede olduklarını öğrendim. Gelelim Kore'ye neden gitmek istediğime. Orada alacağım eğitimin en az Avrupa da alacağım eğitime eş değer olacağını düşünüyorum. Kendimi fazlasıyla geliştireceğime inanıyorum.  Ayrıca Korece'ye de fazlasıyla merakım var. Burada çalıştığımın üç hatta dört katı çalışmam gerekecek ama bu ödemem gereken bir bedel. Kore'de insanlar çok fazla çalışıyorlar. Başarılı olmak için ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlar tüm bunları bildiğim halde oraya gitmek istiyorum. Tüm gücümle çabalamak ve başarmak istiyorum. Kore intihar oranının en yüksek olduğu ülke ama buna rağmen gitmek istiyorum. Çünkü kendime fazlasıyla güveniyorum istersem başarabilirim. Peki Kore'ye gitmek için ne yapmalıyım? Mevlana Değişim Programı öğrencilerin Avrupa ülkeleri dışında ülkelere gitmek için imkan sağlıyor. Sorun şu ki bizim üniversitemizin Kore ile anlaşması yok. Eğer bilseydim bunu Kore ile anlaşması olan başka bir üniversiteye gider miydim? Hiç sanmıyorum çünkü ben bölümümü çok istekli seçtim ve Yeni Medya bölümünü bitirip bu bölümle alakalı işlerde çalışmak istiyorum. Mevlana değişim programı ile ilgilenen birime gidip Kore'ye gitmek istediğimi söyledim. Onlarda bölümümün olamayacağını o yüzden hangi üniversitede hangi dersleri alabileceğimi sordular. ona göre o üniversite ile anlaşama yapmaya çalışacaklar. Bende bunun için Demet hocamla görüştüm o da bana yardımcı  olacak ve Kore'deki üniversitelere bakacak. Peki okulum anlaşma yapamazsa ne yapacağım. İşte o zaman çok daha fazla çalışacağım ve yüksek lisansımı orada yapmak için uğraşacağım. Eğer onda da başarılı olamazsam deneyim kazanabilmek adına orada ki işlere başvuracağım. Yani ne olursa olsun istediğim şeyden vazgeçmeyeceğim. Pes etmeyeceğim ve eninde sonunda isteklerimi gerçekleştireceğim. Günün birinde işimde çok başarılı olacağım.

11 Mayıs 2016 Çarşamba


UŞAK BENİ BÜYÜTTÜ
Uşak belki de en güzel gençlik yıllarımı geçireceğim şehir. İlk başlarda hiç sevemediğim fazlasıyla beni sıkıntıya sokan şehir. Zamanla öyle bir içime işledi ki artık bende bir Uşaklıyım diyebilirim. Başlarda sevmediğim bu şehri şimdilerde fazlasıyla seviyorum. İşin tuhaf yanı neden seviyorum bilmiyorum. Ama kendimi buradayken fazlasıyla huzurlu hissediyorum. Belki de en büyük sebebi burada yaşamla mücadele etmeyi kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğrenmiş olmamdır. Şimdiye kadar hiç kendimden bahsetmedim. Bazılarınızın bu yazıyı okuduğunda bu kız neyin mücadelesinden bahsediyor diyebilir. Benim mücadelem şuan kendi çabalarımla yaşıyor olmam. Annemden destek istesem elbette ki verir ama ben bunu istemiyorum. Kendi kendime yetebilmek istiyorum. Bunu övünmek için söylemiyorum ama şimdiye kadar daha hiç ailemden destek almadan okudum. Nasıl mı? İlk işim uşağa geldiğimde kendime bir burs ayarlamak oldu. Öyle büyük bir şey değil ama en azından bir takım ihtiyaçlarıma yeterdi. Ama bu bütün sorunumu çözmezdi. O yüzden  okuldaki kısmi zamanlı işe başvurdum. Sonucu belli olana kadar da bir kafede part-time çalıştım.Sonra devlet bursuna başvurdum. Sonuç olarak burs aldım, okuldaki işe girdim, devlet bursu aldım ve kendi kendime yeter hale gelmiş oldum. Bazen bu tempo beni yormuyor değil. Ama bana hissettirdikleri , kazandırdıkları bütün yorgunluğuma iyi geliyor. Bunu herkese tavsiye ederim. Kendi ayaklarının üstünde durabilmek çok güzel bir şey ve biraz gayretle bunu herkes başarabilir. Uşak beni küçük bir çocukken kocaman bir kadına dönüştürdü. Bu yüzden minnettarım.


PATLAYAN PASTA

Geçen hafta memleketine giden arkadaşım geri gelince bana doğum günü yapamaya karar vermişler.
Bana ne zaman müsait olduğumu sordular bende ancak dersten sonra boş vaktimin olduğunu söyledim. Akşam üstü 4'de dersim bitince arkadaşlarıma haber verdim. Onlar da bana gidip Huzur Park'ta beklememi söylediler. Bende Huzur Park'ın yolunu tuttum. Tam olarak 1 saat beni beklettiler. O kadar çok sinir olmuştum ki anlatamam. Üstüne bir de telefonumun şarjı bitince iyice sinir oldum. 1 saatin sonunda bekleyişim sona erdi ve elleri kolları dolu bir şekilde geldiler. Masayı hazırlamak istediklerini söylediler ve içlerinden biri beni biraz uzaklaştırdı.Geri geldiğimde masanın üstünde sadece pasta vardı. İşte o an bir tuhaflık olduğunu anlamalıydım. Dilek tutabilmem için mumları yakmaya çalıştılar ama rüzgardan bir türlü yanmadı. Sonra çakmağı bana verdiler ve mumları yakmamı söylediler. O arada onlarda beni videoya çekecekti. Bir anda etrafımda kimsecikler kalmadı. ben kameraya odaklanmıştım. Dileğimi tutmuş tam mumları üflüyordum ki 1 2 ...... GÜMMMM!!!!!
Pasta suratımda patladı. Meğerse doğum günümü hiç unutmamı istemeyen hınzır arkadaşlarım pastanın içine maytap koymuş. Sanırım gerçekten de bu doğum günüm unutulmaz oldu. Allah'tan düşünceli davranıp ikinci pastayı almayı unutmamışlar. İşte bu da böyle bir günümdü.

GEÇ GELEN DOĞUM GÜNÜ
Doğum günümün olduğu gün arkadaşlarımdan doğum günü sürprizi beklerken doğum günümü kutlamayarak daha büyük sürpriz yaptılar. Gerçekten doğum günüm kutlanmamıştı. Oda arkadaşlarımdan biri evine gitmişti ve döndüğünde kutlamak istiyorlardı. O da haftaya ancak gelebilecekti. Doğum günümün üzerinden iki gün geçmişti bile. İş yerinden Gökhan abi beni akşam yemeğine davet etti bugün. Beni kız kardeşi ile tanıştırmak istiyordu. Bende kabul ettim akşam iş çıkışı ben akşam arayınca gelirsin dedi ve gitti. Bende yurda döndüm.Yurtta kızlarla biraz muhabbet ettik den sonra Gökhan abi aradı gel dedi. Evleri bizim yurda 15 dakikalık mesafedeydi. Gittiğim de beni çok sıcak karşıladılar. Gökhan abinin kardeşi Eda dünya tatlısı bir insandı. Benim için hazırladıkları yemekleri yedikten sonra sohbet etmeye başladık. Bir ara Gökhan abi ortalıktan kayboldu. Sonra elinde pastayla çıkıp gelmez mi? Nasıl mutlu oldum anlatamam. Geçte olsa pastada ki mumları üfleyip dileğimi  tutmuştum.

ŞANSIZ BİR GÜN
Bugün  sabah her zaman ki gibi alarmın defalarca çalmasından sonra uyanabildim. Genelde okula gidene kadar uykum dağılırdı ama bu sefer öyle olmadı. Kendimi aşırı halsiz ve uykusuz hissediyordum. Sabırsızlıkla akşam olmasını bekliyordum. Çünkü bugün sinemaya gelmesini uzun zamandır beklediğim bir film gelecekti. Nihayet akşam olduğunda yurda gidip önce yemek yedim. Sonra film için için sözleştiğim yurttan arkadaşlarımla sinemaya gittik. o kadar şansızdık ki filme bilet kalmamıştı.biz de bunun üstüne çikolatalı milkshake içmek istedik ama çikolatalısı kalmamıştı. Üst üste gelen bu şansızlıklar beni iyice üzdü. Akşam yurda döndüğümde üzüntümü ve stresimi atabilmek için Mandala- stres atmak için boyanan desen- yaptım. Gerçekten rahatladık dan sonra yatağıma geçip uyumak için hazırlandım işte buda böyle bir gündü.

 ARKADAŞLAR VE AYAKKABILAR
Hayat aslında uzun bir yola benzer. Arkadaşlarda o yolda bize eşlik eden ayakkabılar gibidir. Yürüdüğümüz bu yolda  bazı arkadaşlar spor ayakkabı gibidir. Seni her zaman rahat hissettirirler, onlarla olmaktan keyif alırsın. Bazı arkadaşlar  ise yüksek topuklu şık ayakkabılar gibidir. Kendinden emin olmanı sağlarlar ve kendine güvenmen için seni desteklerler. Bazı arkadaşlarda ayağınıza bir numara küçük gelen ayakkabıya benzerler. Size sıkıntı verip ayağınızın yara olmasına sebep olurlar. İşte bu yüzden yola çıkarken  size eşlik etmesini istediğiniz arkadaşlarınızı özenle seçmelisiniz. Tıpkı ayağınıza giyeceğiniz ayakkabıyı dikkatle seçeceğiniz gibi.